DOSTUM OLANLAR ÇEPERİN ARDINDAN SÖYLEMEZ…
Dostluk kelimesinin anlamını iyi bilenlerdenim, en azından dostum olanların arkasından hesap yapılmaması gerektiğinin farkındayım. Dostumun yanlışını da, doğrusunu da yüzüne söyleyecek kadarda erdem sahibiyim. Ne öyle mahlas kullanırım, ne de özel numaradan ararım. Dosdoğru yüzüne söylerim.
Bulunduğum camiayı birileri lağımdaki pisliğe benzetiyor olabilir. Eğer ki o camianın başındaki kişi bunu ifade etmişse, bilinmelidir ki acziyetinden sarf etmiştir. Düzeltmeye muktedir değil ise gitmesini bilecek kadar dürüst olmalıdır!
Aciz insanların laflarıyla bulunduğum camiayı da kimse lekeleyemez. En azından bana dost nasihatinde(!) bulunanlara şahsım adına bu hakkı vermiyorum. Öncelikle kendilerini sorgulayacak ve bana gerçekten dost olup olmadığına karar verecektir. Ben sorguladım ve kararımı verdim…
Bana o elektronik postayı atan zatla hiçbir dostluğum yoktur ve olamazda…
Çünkü çeper arkasından dostuna(!) nasihatte bulunanlar, maazallah düşmanına neler yapar…
İyiyi ve kötüyü ayıracak kadar büyüdüm. Zat-ı muhterem senin ne nasihatlerine, ne de öğüdüne ihtiyacım yok ve ben mahlas kullanarak yazmanın ayıp olduğunu bilecek kadar da tecrübeye sahibim…
Özelimi ve işimi bildiğine göre mutlaka ofisime gelip bir bardak çayımı da içmişsindir. Sıkıntının ne olduğunu mahlasla yazmak yerine; gelip de yüzüme söyleyecek kadar erdem sahibi olabilirdin…
Sitemizin değerli yazarlarından ve benim ağabey dediğim Ahmet Aksın’la paylaştığım o nasihat dolu! Elektronik postan ağabeyim için bardağı taşıran son damla olacak ki özelde sana genelde ise adını ve diğer bilgilerini vermeden yazan yüzsüzlere cevap olacak şekilde bir yazı kaleme almıştır. Zoruna gittiyse buyur gel odamızda konuşalım…
******
Düşünüyorum da Edison ampulü bulmasaydı eğer dandik ışığında okuyup, yazacaktık. Ya da Gutenberg matbaayı bulmasaydı bugünkü teknolojiye ulaşmamız hayal olacaktı…
O dönemlerde gelişime ve gerçeklere ne kadar uzak isek bugünde aynı tavrı görüyoruz. Fikirlere sadık kalmak elbette ki gereklidir ama kendisini yenilemeyen fikirler ve teoriler güncelliğini yitirince gündemden düşer.
Yerel basınımızda da aynı mantıkla hareket eden ve doğruya doğru, yanlışa yanlış demeyi, diyebilmeyi inkâr kabilinden kabul edip tutum sergileyenleri görünce işte aynı zihniyet demekten kendimi alamıyorum.
Kalem erbabının derdi parti değil memleket olmalıdır. Ne birilerine yaranmak, ne de nemalanmak asla olmamalıdır. Elbette ki her bireyin en azından seçimden seçime tercih ettiği bir siyasi parti olacaktır. Ama liderin yanlışı benim doğrumdur anlayışı ile hareket edercesine tavır belirlemek ne birey olmanın, ne de vatandaş olmanın gereklerine yakışmaz.
Allah aşkına Elazığ adına birileri hakkımızı savunmaya çalışıyorsa bunun neresi kötü ve ark niyetlidir…
Soruyorum şimdi;
Elazığ’dan kamu kurum ve kuruluşlarının alınması hiç mi umurunuzda değil?
Cadde ve sokakların birer çukura dönüşmesi ve insanların mağdur olması hiç mi umurunuzda değil?
Bir şehrin tek giriş-çıkışının olması hiç mi sizi ırgalamaz?
Yaşanabilir bir şehir özlemi sizin için hiç mi önem arz etmez?
Tüyü bitmemiş bebeğin, yetimin ve garibanın hakkına tecavüz edenleri deşifre etmek ve gereğinin yapılmasını istemek demi sizin umurunuzda değil?
Kötü komşu insanı mal, mülk sahibi yapar…
Kötü yazar, çizerlerde bizi site sahibi yaptı. Çünkü;
Sizlerin bu tavrı yüzünden Elazığlıya ve Elazığ’da yaşayananlara sadece hobi olarak kurduğumuz bu siteden sahip çıkmaya çalışıyoruz.
Ne birileriyle şahsi hesabımız olmuştur, ne de alışverişimiz....
Bizim tek derdimiz ve sevdamız ELAZIĞ ve TÜRKİYE’dir…
|